Benim Blog

WhatsApp_Görsel_2023-07-05_saat_17.02.15-removebg-preview

Geleceğe Umutla Bakmak İçin:
Alevi Katliamları, Devlet ve Korkularla Yüzleşmek

Merhabalar
canlar,

Sözlerime, Maraş Katliamında hayatlarını
kaybeden canlarımızı muhabbetle anarak başlamak istiyorum.

Maraş katliamının üzerinden tam kırk dört yıl
geçti. Kızılbaş-Aleviler, 1978 yılı Aralık ayında tam bir hafta süren,
19-26 Aralık günlerinde Maraş’ta bir vahşet yaşadı.

Değerli
canlar,

Az
önce izlediğimiz “Unutturulanlar – Maraş Katliamı” belgeseli 2007 yılında
yayınlandı. Tamamı bir buçuk saat olan bu belgeselden sizler için yirmi
dakikalık bir özet hazırladık.

Belgeselde
de izlediğiniz gibi Maraş merkezde
yaşanan vahşette, resmi rakamlara göre 120 kişi katledildi. Alevilere ait 200’ün
üzerinde ev yakıldı, 100’e yakın işyeri tahrip edildi.

Maraş
Katliamı, planlamış ve önceden hazırlanmış bir katliamdır. O katliam niye
yapıldı diye sorduğumuzda, nedenini araştırmaya başladığımızda karşımıza çıkan
şeyin hiç de yabancısı olmadığımızı görüyoruz: Devlet.

Devletin kolluk güçlerinin gözü önünde günlerce
süren bu vahşet sonrası, Kızılbaş-Alevi toplumu yerini yurdunu terk etmek
zorunda kaldı. Yaşanan vahşetin yarattığı travma, bu kadar yıl sonra bile
geçmedi.

Kıymetli canlar,

“Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi”nin
7. cildinde katliama dair yazılan şu tespitler katliamda rolü olanları ve
nedenlerini açık bir biçimde ortaya koymaktadır:

“Katliamın
ardından, binlerce Alevi Kahramanmaraş’ı kaçarcasına terk etti. CHP
milletvekili Oğuz Söğütlü Kahramanmaraş’ta yaşananların açık soykırımdan başka
bir şey
olmadığını, Alevi nüfusun yüzde 80’inin kenti terk ettiğini söyledi.”

“Bağlarbaşı Cami
imamı Mustafa Yıldız cuma vaazında şu ‘öğütleri’ vermişti: Oruç tutmak namaz
kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap
kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı
ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.”(…)

“Alevilerin
yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı, Karamaraş mahallelerine
saldırdılar. Bu mahalleler taranıp, bombalanıp, kundaklandıktan sonra muhasara
altına alındı. Ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi
engellendi, hastaneler kuşatıldı; insanlar kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta,
yaralı ayrımı yapılmadan öldürüldü.”

Maraş’ta
yaşanan bu katliamın detaylarına girmeden, geçmişten günümüze yaşanan bu
katliamların, soykırımların neden ve sonuçlarına bakarak; geleceğimize umutla
bakmak için korkularımızla yüzleşmemiz gerektiğini; korkunun kaynağının ne ya
da neler olduğuna ve bundan sonra neler yapmamız gerektiğine kısaca değinmeye çalışacağım.

Katliamların nedenleri

Yaklaşık
800 yıllık tarihe baktığımızda bu coğrafyada yüzlerce katliam ve soykırım
yaşandı. Bu coğrafyanın kadim halkları Kürtler, Ermeniler, Rumlar; Alevi-Bektaşi-Kızılbaşlar,
Ezidiler, Bedreddiniler ve daha niceleri katliam ve soykırıma maruz
kalmışlardır.

Yaşanan
bu sürecin hepsini aynı kefeye koyup değerlendirmek doğru olmayabilir, fakat
katliamların ve soykırımların en önemli nedeni: devlet erkine muhalif olmak.

Muhalif
olan uluslar ve yine muhalif olan inanç toplulukları ya katledilerek soykırıma
uğramışlar ya da asimile edilmişler.

Egemenlerin
bitmez tükenmez mal-mülk edinme hırsları yüzünden can kıyımları günümüze kadar hiç
kesilmeden devam etmiştir. Günümüzde de bulunduğumuz coğrafyada yaşanan özellikle
Ortadoğu’da emperyalist yeniden paylaşım planlarıyla ve kirli savaşlarla her
gün onlarca masum cana kıyılmaktadır. Daha yakın zamanda İstanbul’da yaşanan
katliam gibi.

Devlet nedir?

Devlet, en genel tanımıyla yönetimi, erki elinde
tutan sınıfın çıkarlarını koruyan örgütlenmenin adıdır. Kapitalizmin hâkim
olduğu bu zaman diliminde Devlet, kapitalist egemenlerin hegemonyasındadır.
Dolayısıyla günümüzde Devlet, kapitalistlerin menfaatini korumak ve kollamakla
yükümlü örgütlenmedir.

Bu duruma karşı olan her şeye, muhalif tüm
anlayışlara yeri geldiği zaman “haddini bildirme!” görevini devlet yerine getirir.
Geçmişten günümüze, tüm ötekilere “Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Ezidiler;
Kızılbaşlar-Aleviler”e karşı Devletin tutumu hep muktedirden yana olmuştur.
Bugün de bu durum aynen devam etmektedir.

Devletin bu tutumuna karşı ne yapmalıyız?

Alevilik,
kültür ve siyasetini bu coğrafyada muktedire biat etmeme üzerine inşa etmiştir.
Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun tarihsel sürecine baktığımızda bunu çok net
olarak görmekteyiz:
Selçuklu ve Osmanlı döneminde Baba İlyas, Şeyh Bedrettin, Oğlan Şeyh Maşuki,
Kalender Çelebi, Pir Sultan, Hamdullah Çelebi gibi kimlikler mazlumun hakkını
savunmuş, muktedirlere biat etmemişlerdir. Bu nedenle de onlarca katliam ve
soykırıma maruz kalmışlardır.

Değerli
canlar,

Günümüzde
Alevi-Bektaşi toplumunun kendi inancının temelini oluşturan rüyasından,
umudundan, uğrunda mücadele ettiği dünya projesinden uzaklaştıklarına şahit
olmaktayız.

Neydi,
Alevi Bektaşi toplumunun tarihinden ve inancından kaynaklanan rüyası? Alevi-Bektaşi-Kızılbaşların
ütopyası, İmam Cafer Sadık Buyruğu’nda anlatılan “Rıza Şehri”ydi. Alevi-Bektaşi
toplumu, gönüllerin birlendiği, sınıfsız ve sınırsız bir dünyayı özleyen ve
bunun mücadelesini veren bir toplumdu.

Devlet,
Alevi-Bektaşi toplumunun bir yandan zorla şerle ve bir yandan dünya malına
temayülü (eğilimi) olanlara paranın gücünü kullanarak bu projeden, bu dünya
bakışından uzaklaşmasını neden istiyordu?

Yanıt
çok net: Devlet, Alevi-Bektaşi toplumunun, bugün içinde yaşadığımız toplumda
benzer dünya düşleri olan candaşlarıyla, yoldaşlarıyla yan yana gelmesini istemiyor.

Ezilen tüm toplumsal kesim birlikte mücadele
etmelidir.

Peki, Aleviler devletsizlik ve mülksüzlük üzerine
kurulu “Rıza Şehri” ütopyasından vaz mı geçecek?

Bugün
doğru soruyu sormalı ve bu temelde örgütlenmeliyiz. Alevi-Bektaşi toplumu,
devlet eliyle yürütülen toplum mühendisliğine karşı duracaksa, sopa siyasetine
karşı direnmeyi bildiği kadar, böl-yönet siyasetine karşı durmayı da
becerebilmelidir.

Alevi-Bektaşi
demokratik örgütleri, iç çekişmelerindeki benlik kavgasını bir kenara
bırakmalıdır. Bizi birleştiren inancımızdır. Bizi birleştiren üzerimize yürüyen
saldırı dalgasına karşı barışı, demokrasi ve laikliği savunmamızdır.

Bugün
kim, şu ya da bu gerekçeyi öne sürerek, var olan birliği bozuyorsa, kim
kurulmaya çalışılan birlikten kaçıyorsa bilin ki devlet eliyle yürütülen toplum
mühendisliği projesine hizmet ediyordur. Farkında olsun ya da olmasın birlik
kaçkınları, bozguncular, Alevi-Bektaşi toplumuna değil, devlete ve düzene
hizmet etmektedir.

İnanç
üzerine getirilen tuzak tartışma konuları üzerine yoğunlaşmayı bırakıp,
birliğimizi kurmaya, korumaya ve güçlendirmeye odaklanmamız gerekiyor. Bunun
içinde inancımıza, felsefemize sahip çıkmamız gerekiyor.

Felsefemiz
ortaklaşa yaşam fikrine
dayanır. Ortaklaşa yaşam demek, malı
mala, canı cana katmak demektir. İkrar verilirken söylenen, “Gelme gelme; Dönme dönme! Gelenin malı,
gidenin canı
” sözü bunu anlatır. Yola verilen ikrar, canların birbirlerine
vermiş olduğu ikrardır. Bu toplumun gücü, ikrara dayanan bu dayanışma, omuz
omuza, sırt sırta durma gücünden kaynaklanır.

Bu
değerlerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu değerler çerçevesinde
örgütleneceğiz. Örgütleneceğiz ki yarın canımızı, aşımızı, eşimizi, işimizi
koruyalım.

Değerli
canlar,

Katliamları
yaratan nedenler ortadan kaldırılmadıkça, ezilen, zulüm gören halklar bir araya
gelerek haklarını savunmadıkça bu acıları daha çok yaşarız.

Bu
katliamların yenisinin yaşanmaması için bu toplumun senliği-benliği bir kenara bırakıp,
birliğini sağlaması günümüzün en acil sorundur diye düşünüyorum. Hünkâr’ın da
dediği gibi, “bir olmak, iri olmak, diri olmak” temel düsturumuz olmalı.

Değerli
konuklar,

Eşit
yurttaşlık hakkı istemi, Alevi örgütlerinin 2000’li yıllarda dile getirdiği
ortak talebidir. Bu talep sadece Aleviler için değil, eşit sayılmayan tüm
yurttaşlar için de dile getirilmelidir. Demokrasi ve laiklik mücadelesinin
temeli bunun üzerine kurulmadıkça kazanım elde edilemez.

Yüzyıllar
ötesinden gelen sözü asla unutmamalıyız: ‘Haksızlığa
boyun eğmeyin, yoksa hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz!

Hepinize
saygı ve muhabbetlerimi sunarak sözlerimi burada noktalıyorum. Katıldığınız
için tekrar teşekkür ederiz.

Ahmet Koçak, Küçükkuyu, 21 Aralık 2022

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir