Benim Blog

WhatsApp_Görsel_2023-07-05_saat_17.02.15-removebg-preview

Türkiye’de
Aleviysen,

Her Ay Muharrem, Her Gün Aşure, Her Yer Kerbelâ!

Ahmet Koçak, Serçeşme Dergisi,
Sayı: 4,
Kasım 2013.

Kerbela
Olayı ve Muharrem Orucu, diğer bir deyimle Aşure Orucu üzerine yanlı yansız, Doğu’dan
Batı’ya birçok araştırmacı tarafından yüzlerce görüş ortaya sürülmüş ve yorumlar
yazılmış, söylenmiştir.

Muharrem
ayına denk gelen dergimizin bu sayısında ağırlıklı olarak “Kerbela Olayı”
üzerine yer verdik. Konu hakkında tarihsel ve kültürel bilgileri olabildiğince aktarmaya
çalıştık.

Neden Yas-û Matem

Kerbela
Olayı günümüzden 1333 yıl önce yaşanmış, Hz. Hüseyin’in Yezit’e, Emevi
saltanatına karşı başkaldırmasıdır. Bu başkaldırı, Hz. Hüseyin’in ve
ailesinin katledilmesiyle sonuçlanmıştır. Kerbela denilen bu yerde yaşanan bu
trajedinin adı “Kerbela Olayı” olarak anılır.

Kerbela
Olayı, unutulmaz derin izler bırakmış bir dramdır aynı zamanda. Hz. Hüseyin ve
ailesi, henüz bebek denilecek yaşta olan çocuklar günlerce susuz bırakılmış, su
almak için Fırat nehrine gidenler oklanarak katledilmişlerdir.

Kerbela
Olayı, Yezid’e biat etmeyen, onun haksızlıklarını onaylamayan Hz. Hüseyin’in
dramatik hikâyesidir.

Bu vahşet
Muharrem ayında yaşandığı için Hüseyin’i ve Ehl-i Beyt-i sevenler her yıl
Muharrem ayında yas tutarlar.

Alevilik İçin Direnme, Biat Etmemenin Anlamı

Hz.
Hüseyin’in Kerbela da Yezit’e karşı göstermiş olduğu direngenlik, Aleviliğin
biat etmeme kültüründe önemli bir yer edinmiştir. Sonraki dönemlerde siyasetini
belirlemesinde etkili olmuştur.

Alevi-Bektaşi
toplumunun ve bu topluma inanç ve felsefe olarak yakın olan halk inançlarını
temsil edenlerin Anadolu’daki tarihsel sürecine baktığımızda bunu çok net
görmekteyiz. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Baba İlyas, Şeyh Bedrettin, Oğlan Şeyh
Maşuki, Kalender Çelebi, Pir Sultan, Hamdullah Çelebi gibi canlar mazlumun
hakkını savunmuş, muktedirlere biat etmemişlerdir.

Her Ay Muharrem, Her Gün Aşure, Her Yer Kerbelâ!

Bu durum
Alevi-Bektaşi toplumunun büyük umut beslediği Cumhuriyet döneminde de aynı
şekilde olmuştur.

Daha
Cumhuriyet kurulurken Koçgiri katliamı yapılmış, 1937 yılında Dersim katliamı
ve devamında Çorum, Maraş, Sivas, Gazi, Ümraniye ve bu yılın son birkaç ayında
ise Taksim Gezi Parkı olayları çerçevesinde hak arayan Alevi gençleri
katledilmiştir.

Egemenlerin
bitmez tükenmez mal-mülk edinme hırsları yüzünden can kıyımları Kerbelâ’dan
günümüze hiç kesilmeden devam etmiştir. Günümüzde de bulunduğumuz coğrafyada
yaşanan emperyalist yeniden paylaşım boğuşmaları ve kirli savaşlarla her gün
onlarca cana kıyılmaktadır.

Bu nedenle
yaşadığımız bu topraklarda ve bu coğrafyada Aleviysen eğer her ay Muharrem, her
gün Aşure, her yer Kerbelâ’dır!

Kerbela Öncesinde Muharrem Orucu

Son yıllarda
iktidarla barışık ve iktidardan beklenti içerisinde olan bazı Alevi-Bektaşiler kasıtlı
olarak Muharrem Orucu ve Kerbelâ Olayını birbirinden ayırmaya, yaşanmış bu
insanlık ayıbının içini boşaltmaya çalışıyorlar. Muharrem Orucunu, Nuh Tufanı
söylencesine ve bazı diğer söylencelere bağlayarak Kerbelâ Olayından önce de
var olduğunu öne sürüyorlar. Böylece bu sorunu kültürel bir olguya indirgemeye
çalışıyorlar.

Alevi-Bektaşiler
için Muharrem Orucu, Kerbelâ Olayı ile etle tırnak gibi kaynaşmıştır.
Birbirinde ayırmak imkânsızdır! Alevi-Bektaşi toplumu, Muharrem ayı
başladığında Kerbelâ Katliamının yasını oruçla tutacağını bilir.

Şatafatlı Muktedir İftarları

Muharrem
orucu başladığı günden bitimine kadar Alevi-Bektaşiler on iki gün boyunca dünyevi
tüm zevk ve eğlenceden uzak dururlar. Düğün, sünnet gibi eğlenceleri bu dönemde
yapmazlar. Bu dönemde hiçbir canlının canına kıymazlar. Lokmalarına et ve soğan
koymazlar.

Oruç açımı
saati geldiğinde tüm canlar önce zahiri temizlik yaparlar, el ve yüzlerini
yıkarlar. Sonra küçükten büyüğe niyazlaşma olur. Tüm aile sofraya oturduktan
sonra, aile büyüğünün gülbank okumasından sonra oruç açılır, lokmalar yenilir.

Son birkaç
yıl olduğu gibi bu yıl da iktidar ve “iktidara yakın” Alevi kuruluşları şatafatlı
“iftarlar” düzenledi. Bu yıl devletin en üst kurumu olan Cumhurbaşkanlığı
düzeyine “iftar” daveti yapıldı. Alevilerin çoğunluğu, düzenlenen bu
“iftarları” içerik ve kültürel anlamda dün olduğu gibi bugünde kabullenmedi. İçerik
anlamda, iktidarın Alevi politikasını samimi bulmadıkları için kabullenmediler.
Kültürel anlamda ise kendi geleneklerinde “iftar” diye bir kavramın olmadığı
için kabullenmediler. “İftar” kavramının, Sünni geleneğe ait olduğu, bu yolla
asimilasyon, Sünnileştirme oyununa alet olmak istemedikleri için
kabullenmediler. “İftar” sözü yerine “oruç açmayı” daha uygun bulduklarını dile
getirdiler.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir