Merhabalar
canlar,
Yirmi
dokuz yıl önce bugün, Sivas’ta katledilen canlarımızı anmak için bir araya
geldik. Evet, “Sivas Katliamı”nın üzerinden tam yirmi dokuz yıl geçti. Yirmi
dokuz yıl önce, 2 Temmuz 1993’te otuz üç can; otuz üç aydın, yazar, şair
ve genç Sivas’ta devletin kolluk güçlerinin gözü önünde katledildi.
“Sivas
Olayları” olarak tarihe geçen bu vahşette; otel görevlisi iki kişi ve
saldırganlardan da iki kişi hayatını kaybetti.
Biraz
önce birlikte izlediğimiz “O Gün” adlı belgeselde, katliamın nasıl organize
edildiği ve yapıldığına dair yaşananları ayrıntılarıyla gördük.
Katliama
Tanıklık Edenlerden Bir Can
Belgeselde
görüntülerini de izlediğiniz Bekir Güven, Sivas ve Gazi
Katliamlarının tanığıdır. 16
Haziran, Perşembe geçesi hayata gözlerini yuman Bekir
yoldaşımız, Sivas
kıyımının onuncu yılında yayına hazırladığım, “Onlar Işık Oldular” adlı
kitabımız için yaptığımız söyleşide o gün yaşadıklarını bize anlatmıştı:
“İkinci
gün, kara gün, yaslı gün, sabah erkenden uyandık. Planladığımız işlerimizi
takibe koyulduk. Önce ilk gün Buruciye Medresesi’nin önüne kurduğumuz yayın
standımızı, yoldaşlarla birlikte Kültür Merkezinin önüne taşıdık. Kültür
Merkezinin önü arı kovanı gibiydi. En az on beş, yirmi standın olduğunu
hatırlıyorum. Saat onu geçmişti.(…)
Bu arada bir sivil polis
geldi.(…) Hızla, bir gösteri hazırlandığını, bildiri dağıtıldığını ve hazırlıklı
olmamızı söyledi ve kayboldu.
“Müslümanlar” diye başlayan bir
bildiri dağıtılmıştı. Bizleri, Müslüman mahallesinde salyangoz satıcısına
benzetmişlerdi.(…)
Hazırlıklarımız tamamdı, ek
tedbirler aldık. İsmail Yıldırım yoldaş otele gidip, geri geldi. ‘Kalabalığın
toplandığını ve şehirde tur attıklarını’ söyledi. Uğultuyu duymaya başladık.
Sesler yaklaşıyordu. Ortalık ana baba günü gibiydi, çocukların, kadınların
huzursuzluğu arttı.(…)
Uğultu yaklaşıyor ve ne
dediklerini seçmeye başladım. Biri ‘Tekbiiir’ diye bağırıyor, ardından
kalabalık ‘Allah-ü Ekber’ diye yanıtlıyordu. (…)
Aramızda polis arabaları var,
onların gerisinde, on beş metre uzakta kalabalık duruyor. Bin, bin beş yüz kişi
var. ‘Her halde slogan atıp, bağırıp, çağırıp defolup gidecekler’ düşüncesi
geçiyor kafamdan. Geri dönüp bakıyorum. Bizim tarafta gençler, kadınları ve
çocukları Kültür Merkezine sokuyor. (…)
Yobazlara dönüyorum. O da ne?
Polis arabaları aradan çekiliyor. Gözlerime inanamıyorum. Polis, bizi ve Kültür
Merkezindeki kalabalığı korumayı bırakıp, çekiliyor.(…)
Ne oluyor demeye kalmadan,
saldırıyorlar. ‘Ömrümüz buraya kadarmış’ deyip, üzerime gelen, sakallı, uzun
boylu gence, demir çubuğu indiriyorum. Öfkeden nasıl bir güçle vurmuşsam, altı
yedi metre geri gidip düşüyor. Başkaları üzerime geliyor. Demirimi birkaç kez
daha vurabiliyorum, ardından başıma bir taş geliyor. Yıldızları sayıyorum,
gözüm kararıyor.
Bordür taşları ve başka sopalar
da yağıyor. Boşluğa kayıyorum, beynimde bir şimşek çakıyor: ‘Düşmemeliyim’
diyorum, can havliyle bir ikisini kucaklıyorum. İri cüsseli olmanın faydasını
görüyorum, kucakladıklarımla beraber savruluyoruz. Silkiniyorum. Giysilerim
parçalanıyor, düşüyorum ama silkiniyorum ve çevremdeki on beş, yirmi kişinin
altından çıkıyorum.(…)
Kültür Merkezinde cam çerçeve
param parça. Ancak uğultu kesilmiş. İkindiye mi gitmişler ne? Eşim ikinci
çatışmadan sonra sakallı birisinin konuştuğunu söylüyor. Belediye başkanıymış,
“Gazanız mübarek olsun” demiş. Sonra gruplar halinde çekildiklerini söylüyor.”
Değerli
canlar,
2002
yılında Can Dündar tarafından hazırlanan bu belgeselin tamamı, yaklaşık 42
dakika. Biz programı fazla uzatmamak için 21 dakikaya indirdik. İstenirse,
belgeselin tamamını ilerleyen günlerde derneğimizde izleyebiliriz.
Cumhuriyet
Dönemi Katliamları
Kıymetli
canlar,
Detaylarına
girmeden şu son yüzyıllık tarihte yaşanan Alevi Katliamlarını kısaca bir
hatırlayalım:
6 Mart 1921 – 20 Haziran 1921 Koçgiri
Katliamı
4 Mayıs 1937/1938 Dersim Katliamı
1938 Zini Gediği Katliamı
1966 Ortaca – Muğla Katliamı
1971 Kırıkhan – Hatay Katliamı
18 Nisan 1978 Malatya Katliamı
4 Eylül 1978 Sivas Katliamı
19/24 Aralık 1978 Maraş Katliamı
3-4 Temmuz 1980 Çorum Katliamı
2 Temmuz 1993 Madımak – Sivas Katliamı
12 Mart 1995 Gazi – İstanbul Katliamı
14/15 Mart 1995 Ümraniye – İstanbul
Katliamı
Cumhuriyet devrindeki bu katliamlar,
Osmanlının son döneminde başlayan ve Cumhuriyetin ilk yıllarında devam eden
Ermeni ve Rum kırımlarının ardından geldi.
Son on, on beş
yıllık süreçte ülkenin neredeyse doğusundan batısına onlarca katliam yaşandı.
Failleri belli olan katliamlarda hayatını kaybedenler yoksul ve emekçi halk,
demokrasi ve barışı savunan insanlar oldu.
11 Mayıs 2013’te
Reyhanlı, Hatay’da,
28 Aralık 2011’de Roboski
Katliamı,
6 Ocak 2015’te Sultanahmet
saldırısı,
5 Haziran 2015 2015
Diyarbakır mitingi saldırısı,
20 Temmuz 2015
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde,
10 Ekim 2015’te
Barış Mitingi için Ankara Garı önünde toplanan kalabalığa IŞİD tarafından
düzenlenen bombalı saldırı ve birçok bölgede onlarca katliamlar yapılarak,
binlerce insanın canına kayıldı.
Değerli
canlar,
Bir kısmını zikrettiğimiz katliamların
neden, niçin yapıldığını anlamak için çok fazla çaba sarf etmemize gerek yok. Ülkemizde
yaşanan bu katliamların baş sorumlusunun kim olduğunu hepimiz biliyoruz:
Sömürü çarkını elinde bırakmak istemeyen
egemen güç, kendisine muhalif olan, kendisi için tehlike olarak gördüğü bu
toplumsal kesimi yeniden kendisine tebaa, köle etmek için dönem dönem ırkçı-dinci
kışkırtmalarla örgütlediği toplu kıyımlara başvurdu.
Devlete egemen olanlar, tek tip bir toplum
yaratmak üzere bilinçli olarak katliam, sürgün ve göçertme yolunu izledi.
Onlara göre tek tip toplum Hanefi-Sünni Müslüman, Türk ve devletin-diyanetin
izin verdiği ölçüde laik olacaktı. Bu dar çerçeveye uymayanlar zorla bu
çerçeveye uydurulacaktı ya da ezilip yok edilecekti.
Egemen güç, kendi çıkarları, menfaati için
topluma her türlü baskı, zulüm ve can kıyımlarını reva görmekten çekinmiyor.
Peki, biz bunun karşısında ne yapıyoruz? Asıl bunun üzerinde durmalı, bunu
sorgulamalıyız. Boş, hamaset dolu laflara bu toplumun ihtiyacı yok.
Alevi-Bektaşi toplumu, Sivas Katliamı
sonrası örgütlenme ve demokrasi mücadelesinde epeyce yol aldı. Ülkenin hemen
her bölgesinde örgütlenmelerini yaptı. Bu çaba, farklı kültürlerin, toplumların
birbirini tanımasına; yüzlerce yılın önyargılarını kırmasına, muktedirlerin
ötekileştirme politikalarını zayıflatmasına ciddi denilecek katkılar yaptı.
Peki, bu çaba yeterli oldu mu? Tabii ki
yeterli olmadı. Hatta bu süreçte çok ciddi hatalar da yapıldı. Siyasetten
örgütlenmeye yapılan hatalar, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumun birliğine yönelik
yapılan çalışmalara da zarar verdi.
Başta Aleviliğin inanç birliğini sağlamakla
yükümlü olan Dergâhlar olmak üzere, dedeler, pirler, rehberler üstlerine düşeni
yapamadı. İnanç birliğini sağlamak için Hacı Bektaş Veli Dergâhı çevresinde
birlik olmayı; bir araya gelip, ortaklaşa adımlar atma çabaları “malum zihniyet”
tarafından boşa düşürüldü.
Değerli canlar,
Yaşadığımız bu dönemi iyi anlamazsak,
sorunların çözümünde de başarılı olamayız. Demokrasi ve laiklik, sadece Alevi-Bektaşi
toplumu için değil, herkes için nefes almak kadar hayati önemdedir. Laikliğin
ve demokrasinin rafa kaldırıldığı günümüzde, sahte demokratların, sahte laiklik
savunucularının da bu sürece katkıları azımsanmayacak kadar fazladır.
Gerçek laiklik ve demokrasi mücadelesinde toplumu,
uyduruk bahanelerle manipüle edenler de en az diğerleri kadar sorumludurlar.
Bunu anlayıp mücadeleyi de ona göre vermeliyiz. Yoksa, gelecek günler yine
hüsran olur.
Kıymetli canlar,
Sivas’ta ve sonradan katledilen yüzlerce
canın mücadelesini rehber alalım, alalım ki, onların yanan bedenleri bize
ışık olsun.
Sözlerimi, geçen yıl “Edebiyat Nöbeti”
dergisinin 35. sayısında yayınlanan, “Merhaba Nesimi Baba…” mektubumun son
bölümüyle bitirmek istiyorum.
“Sevgili Nesimi
Baba, siz bizden ayrılalı tam yirmi sekiz yıl oldu. Senin ve yoldaşlarının
katline ferman yazanlar, bizatihi eylemin içinde olanlar bırak
cezalandırılmayı, adeta ödüllendirildiler. Katillerin avukatları da makam
üstüne makam sahibi oldular.
Sizden hemen iki
yıl sonra İstanbul Gazi’de, Ümraniye’de de canlarımızı katlettiler. Şu son on
yıl içinde Ankara Garında, Suruç’ta, Roboski’de, İstanbul’da, Diyarbakır ve
birçok bölgede binlerce canımız katledildi. Daha bu satırları tamamlarken İzmir’de
Deniz kızımızı katlettiler. Katliamı yapanlar, failler bellidir, sizi
katledenlerdir.
Demem o ki, “Barış Güvercini Uçsun” dediğin dünyada
haktan hukuktan yana olanlar için zulümler katlanarak devam etti. İnsanlar,
kadın, çoluk-çocuk demeden katledildi. Senin çağrını yüreğinde duyan Gezi’nin
gençlerine kıyıldı. Hala da katlediliyorlar.
Biliyorum, son
yazdıklarımla içini karartım. Güzel şeyler yazmak isterdim, ama ahvalimiz
böyle.
Her şeye rağmen
umudumuzu yitirmiyoruz. Katlimize ferman yazanlara biat etmeyeceğimizi her
koşulda söylüyoruz.
Sizin ve
katledilen binlerce canın davasını “Divana” bırakmamak için mücadeleye devam
edeceğimizi bu mektupla bir kez daha söylemiş olayım.
Yolumuza meşale
olan bedenlerinize beden olmaya, bu can nefes aldığı sürece devam edecektir,
bundan zerre kadar kuşkun olmasın.
Koray’dan, Muhlis
Abiye, Edibe ablaya, Hasret’ten, Memedime tüm yoldaşlarına, yoldaşlarımıza
sevgilerimi, muhabbetimi söylersen çok mutlu olurum. Sizleri unutmadım. Aşk
ile.”
Ahmet
Koçak, 2 Temmuz 2022, Küçükkuyu.
Not: Çanakkale-Ayvacık-Küçükkuyu’da, Alevi Kültür Derneği Küçükkuyu Şubesinin öncülüğünde Sivas Katliamında katledilen canlarımızı andığımız etkinlikte yaptığım konuşmam.